Kabuslar Lordu Karabasan...

Hikmet Temel Akarsu

İstanbul, 1.1.2005


Ben Yüce Bilge Murapt Ahu... Hatti Ülkesi... Büyük Kral Suppiluliuma’nın oğlu, Büyük Kral Mursili’nin danışmanı... Sarruma’nın Başrahibi... Yüce Kral’a Kılıç Tanrısı’nın evinde Fırtına Tanrısı’nın yeniden doğuşu kehanetini anlattım... Dedim ki; Ulu Kral bu seninle ilgili değil, benimle de...Hayatlar sonra olacak şeyler hakkında... O da dedi ki; ölüyorum Rahip, şehrimin Fırtına Tanrısı da benimle birlikte ölüyor. Tanrımın yeniden doğuşunu bilirsem belki ben de doğarım yeniden. Bana Fırtına Tanrısı’nın yeniden doğuşunu anlat ve Hatti’nin dört dilinde taşa yaz. Mezarıma koy. Uyanırsam okuyayım.”

...

sayi2Yıldıray Çınar ve Hakan Tacal tarafından yaratılan Karabasan adlı çizgi romandan alınma yukarıdaki paragraf, dünyadaki en başarılı fantastik çizgi romanlarla yarışabilecek bir belagatı story-board’larında taşımaktadır. Periyodik dergiler halinde tefrika edilirken değeri tam olarak verilmemiş, hakkı teslim edilmemiş çizgi roman Karabasan, kuşe kâğıda, renkli ve komple bir albüm olarak Arka Bahçe Yayıncılık’tan çıktı.


Başarılı çizer Yıldıray Çınar, başarılı yazar Hakan Tacal ve başarılı çizgi roman Karabasan hakkında söylenecek pekçok şey var. Ama bunlar arasında ilk söylenecek şey, bu değerli eserin hakkının ülkemizde tam olarak teslim edilmediği olmalıdır. Eğer konsept, öyküleme ve resimleme konusunda Sandman çizgi romanının bu denli tesiri altında kalmamış olsaydı, Karabasan için rahatlıkla bir şaheser demek sözkonusu olabilirdi. Ama ne yazık ki, Nail Gaiman’ın şaheseri Sandman tıpkı bizler gibi Yıldıray Çınar ve Hakan Tacal’ı da etkisi altına almış. O yüzden bu üstün vasıflı sanatçıların ortaya çıkardığı değerli esere şaheser demek olanaksız hale geliyor.


Fakat olay bu kadar basite indirgenemeyecek kadar çaplı. Yıldıray Çınar’ın olağanüstü etkileyici bir çizer olması ve çizgi roman sanatını ve ifade tekniklerini üst düzeyde bir virtüozite ile uygulayabilmesi kolayca geçiştirilebilecek bir olay değil. Aynı şekilde, Hakan Tacal’ın da başarılı fantastik kurgularıyla, klasik mitolojiyi harmanlarken içinde olduğu ustalık övgüye değer. Bu ögeler, Sümer, Hatti gibi bize yakın medeniyetlerin mitolojilerinden iktibaslarla ustalıkla verilirken, plato olarak da okült Galata, Pera, Cihangir gibi hepimizin çok yakından bildiği mekânların kullanılması esere apayrı bir çekicilik kazandırıyor. Bunların yanısıra yazar ve çizerin kendileri de dahil olmak üzere pekçok tanıdık sima, olay kahramanı olarak görüntüye giriyor. Bunlar arasında en anlamlısı ve önemlisi de ünlü levanten yazar Giovanni Scognamillo... Değerli yazar Giovanni Scognamillo Karabasan’da oldukça önemli bir rolde çiziliyor ve taşıdığı kişilik özellikleriyle de öyküye renk katıyor. Hepimizin esere yakınlaşmasına sebep oluyor.


Yerel lezzetlerle ve motiflerle hatta kimi zaman düpedüz bize ait Beyoğlu argosu ile oluşturulan Karabasan dikkatle incelenmeyi hakeden yetkin bir yapıt.


Çizgi romanın, ucuz fiyatlı mizah dergilerinde, belden aşağı farslarla, grotesk şakalarla yapılan, kaba saba, ikinci sınıf bir sanat olduğunu düşünenler Yıldıray Çınar’ın eserlerini incelediklerinde bu konudaki fikirlerinin değiştiğini göreceklerdir. Karabasan’ın öyküleme ve resimleme tekniğindeki “cool” üsluba alışkın olmayan Türk okuru belki bu değerli eseri edinmedi. Ama bundan en çok kendi kaybetti. Çünkü Yıldıray Çınar’ın çizimleri, Karabasan’ı, neredeyse Neil Gaiman’ın eserleri düzeyine taşımış. Ağırbaşlı, sert, fantastik ve okültist kent öyküleri şiddetle harman olup dimağlarımıza karanlık bir renk katarken, sanatın bambaşka bir boyutunda uçuşa geçtiğimizi hissediyoruz.


Hakan Tacal’ın bir Türk yazar olması da edebiyatın bize çok daha güçlü vurgularla iletilmesine sebep oluyor. Öyküleme ve belagatın oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Aslında hikâye karmaşık değil. İstanbul’da bir takım seri cinayetler işlenmektedir. Bunlar tinerciler ya da başka sapkın gruplar tarafında yapıldığı intibaını vermektedir. Fakat olayın derinliklerine inildiğinde Sümer ve Hatti uygarlığını ve mitolojisini de içine alan karanlık bazı ilintilerin içine itiliriz. Kimi zaman karabasanlarda hissettiklerimizle bu olaylar içinde yaşananlar arasındaki alegori Tacal’ın asıl vurgulamak istediğidir. İşte o noktada da tıpkı Rüyalar Lordu Sandman’ın tekniklerini ortaya koyan bir gidiş geliş başlar öte âlemlerle güncel hayat arasında... Kısacası “Rüyalar Lordu Sandman” ise “Kabuslar Lordu Karabasan”dır.


Karabasan’daki, Sandman’la akrabalık sadece düşünsel alanda değil. İkinci cildin kapağındaki Galata Kulesi önündeki figürü çinileyen Bill Sienkiewicz’i Sandman çizimlerinden hatırlamak mümkün. Aynı şekilde önsözlerden Yıldıray Çınar’ın Amerika’da yayınlanacak bir seri çizmekte olduğunu öğreniyoruz. Bunlar da bize Sandman’la olan ilintinin belki de sadece etkilenmek olarak değil, sanatçılar arası bir iletişim ve etkileşim olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.


Bu değerli eseri çizgi romana ilgi duyanların edinmesini öneririm. Çünkü Hakan Tacal, eserinde İstanbul’u da ancak anlayanların anlayabileceği bir dilde, oldukça etkileyici bir şekilde anlatıyor:


Kara büyücünün yuvarladığı taş, şehrin üzerine bir çığ olarak iniyor. Yazılar okundu. Önce Strulimiu’nun İblisleri... Sonra Huzurlu Uykunun Sonu... Diğerlerinin gelişi an meselesi. İstanbul’un İkinci Hayatı uyanıyor. Rüzgârdaki fısıltıları, gölgelerdeki düşleri ile Cinler, Periler, Ecinniler, Kötü ve Huzursuz Ruhlar... İnsanoğlu korku dolu, uykusuz günlerin eşiğinde. Tanrıların hasadı için ne uygun bir toprak.”



* Metin Yüxexes dergisinin Ocak 2005 sayısında yayımlanmıştır.

Hikmet Temel Akarsu, yazar, mimar, eleştirmen. Kayıp Kuşak, İstanbul Dörtlüsü, Ölümsüz Antikite roman serilerinin yazarı Akarsu, en son Doğan Kitaptan "Nihilist (Reddedilenlerin Risaleleri) romanını yayımladı.